i
   
 
  ÇİNGENELERİN TÜRKİYE'DEKİ TARİHİ

ÇİNGENELERİN TÜRKİYE'DEKİ TARİHİ

http://www.turkiyecingeneleri.8m.com/turkiyetarihi.htm

Çingenelerin Anadolu'ya Gelişi

Yukarıda da bahsedildiği üzere genel kanaat; çingene göçünün V-XI. yüzyıllar arasında farklı dalgalarla Hindistan'dan İran'a olduğu ve göçün buradan, batı ve güney olmak üzere ikiye ayrıldığı doğrultusundadır. İkiye ayrılmış olan bu çingene göç hareketinin iki kolunun bir kısmı, Suriye ve Ermenistan üzerinden Anadolu'ya geçmiştir. Onların Türkiye'ye kesin geçiş tarihleri bilinmemekle birlikte, çingenelerle akraba oldukları kabul edilen Catların 820-834 yılları arasında Araplar tarafından Bizans İmparatorluğu sınırları içinde bulunan Anazarva’ya* (Ain Zebra) sürülmüş ve orada Ermenilerle bağlantı kurmuşlardır. Bunlardan bazılarının 1071'den önce de Ermenistan üzerinden Anadolu'ya geçmiş olabileceği düşünülmektedir. Bizanslı tarihçi Nichephoros Gregoras'ın, Çingene akrobatlarının 1322 yılında Konstantinapol'e ulaştıklarını kaydettiği bildirilmektedir. Ayrıca bu tarihten çok önce, X. yüzyılda onların, Konstantinopol'e demirci ve seis olarak geldiği de kaydedilmektedir. Bu haberlerin ışığında çingenelerin Anadolu'ya girişlerinin IX. ve XIV. yüzyıllar arasında olduğunu söylemek mümkündür.

Avrupalı bilim adamları ise Orta Çağ kronikçilerinin verdiği bilgilere dayanarak, Timurleng'in Anadolu'yu istilasıyla birlikte, Anadolu'da bulunan çingenelerin bir kısmının o tarihten itibaren Avrupaya'ya geçmeye başladığını savunmaktadır. Nitekim bunun en önemli göstergesi ise 1400'lü yıllardan sonra Avrupa'da görülen bazı çingene gruplarının lisanlarında Türkçe'den alınmış kelimelere rastlanmış olmasıdır.

Avrupa'ya Türkiye üzerinden göçetmiş olan çingenelerin, XX. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren tekrar Türkiye'ye Avrupa üzerinden zorunlu olarak göçettiklerine şahit olunmaktadır. Bunun en önemli sebebi; onların XIV. yüzyıldan itibaren Avrupalılarca Türk veya Türk ajanı oldukları gerekçesiyle dışlanmaları, esir edilmeleri ve hatta toplu katliamlara maruz bırakılmalarıdır. (Nitekim biz bu konuya yukarıda temas etmiş bulunuyoruz.) Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz husus, çingenelerin hileyle Türkiye'ye gönderilmeleridir. 1923 yılında yapılan Lozan Barış Andlaşması gereğince Türk ve Rum nüfusun mübadelesine ilişkin 19 maddelik sözleşme ve protokol 30 Ocak 1923'de imzalanmıştı. Ayrıca Sırp-Hırvat ve Sloven devletleri de daha sonra 24 Temmuz 1923'de Lozan Andlaşması'nın pek çok hükmüne imza koymuşlardı. Bu andlaşmalar çerçevesince 1924 yılı Ekim ayının sonuna kadar sadece Yunanistan'dan Türkiye'ye gönderilen göçmen sayısı 370.000'e ulaşmıştı. Göçmen sayısının kademeli bir şekilde artmasından sonra, resmî istatistiklere göre, Türkiye'ye gönderilen göçmen sayısı 456.720'i bulmuştu. Ayrıca mübadele kapsamına girip, mübadele edilmeyi beklemeden Türkiye'ye sığınmacı olarak 50.000'i aşkın göçmenin gelmesiyle, ülkemize getirilen göçmen sayısı 500.000'i geçmişti. Büyük bir ihtimalle Türkiye'ye gönderilen bu göçmenler arasında çok sayıda çingene de bulunmaktadır. Zira yukarıda belirtildiği üzere Avrupa'da çingeneler Ortaçağ'dan itibaren Türk veya Türk ajanı olarak telakkî edilmiştir. Kanaatimize göre bu andlaşmayı fırsat bilen Yunanlar, kendi ülkelerinde yaşayan çingenelerin büyük çoğunluğunu, Türk oldukları gerekçesiyle Türkiye'ye göndermiştir. Zira ülkemizde kendilerini "roman" olarak nitelendiren vatandaşlarımızın tamamı, Avrupa'dan Türkiye'ye göçeden çingenelerdir. Kendileriyle görüştüğümüz bütün Romanlar; Yunanistan, Bulgaristan ve Yugoslavya göçmeni olduklarını söylemektedir. Hatta aralarında doksan yaşın üzerinde olanlar Türkiye'ye gönderilişlerini hatırlamaktadır. Osmaniye'deki Manuşların yakın zamana kadar çeribaşılığını yapmış olan 94 yaşındaki Hüseyin Kaplan isimli şahıs bunlardan biridir. Yunanistan'ın kendi ülkesindeki çingeneleri hileyle Türkiye'ye gönderişinin yanısıra, Bulgaristan'nın da sınırları içerisinde yaşayan çingeneleri tehcir ettirmesi üzerine, Bulgar çingeneleri de 1930'lu yıllardan itibaren Türkiye'ye gruplar halinde gelmeye başlamıştır. Günümüzde Osmaniye, Çorum, Sakarya, Tekirdağ gibi illerde çoğunlukta bulunan "But Manışa" isimli Romanların tamamı Bulgaristan'dan gelmiştir. Ege ve Marmara Bölgesi'nde yaşayan Romanların tamamı Yunanistan ve Yugoslavya'dan geldiklerini ifade etmektedir. Ayrıca Osmanlı Devleti zamanında, bilhassa 1877 yılından itibaren Balkanlar'dan Anadoyu'ya Türklerin zorunlu olarak tehcir edilmeye başlamasıyla birlikte, Türklerin yanısıra pek çok çingenenin de Anadolu'ya gelmiş olması muhtemeldir.

Kanaatimizce bütün bunlar, Türk topraklarının gerek Osmanlı ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti döneminde, bütün azınlıklar için gerçek sığınak ve barınak yeri oluşunun en canlı göstergesi ve belgesidir.

b. Osmanlı Devleti Zamanındaki Çingeneler

Osmanlı Devleti zamanındaki çingenelerin genel durumları hakkındaki bilgiler, hiç şüphesiz Osmanlı Arşiv belgelerinde bulunmaktadır. Biz burada tespit ettiğimiz arşiv belgeleri ve diğer kaynakların ışığında, Osmanlı Devletinin sınırları içerisinde yaşamış olan çingenelerin genel durumlarını belirlemeye çalışacağız.

Osmanlı Devleti, Rumeli Eyaleti'nde çoğunlukta bulunan çingeneler için Rumeli'de merkezi o zamanki ismiyle Kırkkilise (Kırklareli) olan bir "Çingene Sancağı" tahsis etmiş, İstanbul ve Rumeli'de oturan çingeneleri bu sancağa bağlamıştır. Çingenelerin göçebe olarak yaşamaları ve sürekli yer değiştirmeleri sebebiyle kesin sayıları tespit edilememiştir. Lâkin 1477'de İstanbul'da yapılan nüfus sayımında 31 hanelik çingene ailesi tespit edilmiştir.

Çingenelerin göçebe bir hayat yaşamalarından dolayı Osmanlı Devleti, onların vergilerini düzenli olarak toplayamamış ve bunun önüne geçebilmek için yeni fethedilen yerlerden çingenelere toprak vererek, onları yerleşik hayata geçmeye ve ziraate teşvik etmiştir. Kanaatimizce Osmanlı Devleti, çingeneleri Avrupa'da yeni fethedilen bu bölgelere sadece yerleşik düzene geçmeleri için yerleştirmekle kalmamış, aynı zamanda onları Avrupa devletlerine karşı sınır muhafızları olarak da kullanmış olmalıdır. Zira çok geniş toprağa sahip olan bir devletin, yeni fethedilen yerleri seçmesinin başka bir izahı zor gözükmektedir. Sultan Selim II. (1566-1574) 1574 yılındaki bir fermanıyla "Bosna-Hersek'te yerleştirilmiş olan çingenelerin vergiden muaf olduklarını, hiç kimsenin onların aktivitelerine karışmamasını, ancak kanunları ihlâl eden çingenelerin de çeribaşıları tarafından yakalanarak, devlete teslim edeceğini bildirmektedir". O dönemde Bosna-Hersek'de yerleştirilen çingenelerin bir kısmının madencilikle uğraşmış olduklarını da belirtmek gerekmektedir.

Osmanlı Devleti, sınırları içerisinde yaşayan çingeneleri müslim ve gayr-ı müslim olarak iki gruba ayırmasına rağmen, bu iki grubu hukukî bakımdan denk saymıştır. Osmanlı Devleti'nde sadece gayr-ı müslimlerden cizye alınması söz konusuyken, kıptî teb'anın hem zimmilerinden hem de müslimlerinden cizye alınmıştır. Ancak bu iki grubun ödediği cizye miktarı farklı tutulmuştur.

Bu belge Osmanlı Devleti'ndeki çingenelerin hepsinin müslüman olmadığını ortaya koymaktadır. Çingenelerle ilgili pek çok hükmün bulunduğu Fatih Kanunnamesi'nde çingenelerin dinî durum ve ayırımları da ortaya konulmaktadır: "Müslim olan çingene, kâfir olan çingeneler arasında oturmamalı, müslümanlara karışmalıdır. İlle de onlarla birlikte oturup, müslümanlara karışmayacak olursa, onların da kâfirler gibi haraçları alınmalıdır.

Çingenelerle ilgili dikkat çeken bir diğer husus ise, onların dolaşacakları yerlerin tespit edilmiş olmasıdır. Göçebe çingenelerden hiç birinin kendi cemaatini terkedip gitmesine müsaade edilmemiş ve terkedenler yakalanarak kabilesine teslim edilmiştir. Ayrıca müslüman çingenelerle müslüman olmayanların birbirine karışmasına, birlikte konup göçmelerine ve kız alıp vermelerine müsaade edilmemiştir. Hatta çingene kanunnamesine göre müslüman çingenelerin kafir çingenelere karışması durumunda, onlardan sayılacağı ve cizye mükellefiyeti yükleneceği bildirilmektedir.

Kıbtiyân ve cingâne tâifesi diye anılan ve Osmanlı Devleti'nde özel statüye tabi‘ askerî ve sosyal bir sınıf olan çingenelerle alakalı ilk hukukî düzenleme, Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) devrinde yapılmış ve "Rumeli Etrâkinün Koyun Âdeti" Kanunnâmesinin içinde neşrolmuştur. Ancak bu sosyal ve askerî grupla ilgili ilk müstakil kanunnâme ise, II. Bâyezid devrinde tedvin olunmuştur. Kanunî devrinde ise çingenelerle ilgili iki ayrı kısa hukukî düzenleme yapılmıştır. Bunlardan ilki; İstanbul Müftülüğü Şer‘î Siciller Arşivi, Üsküdar Mahkemesi Sicilleri, (No: 6/15, s. 138)'de yer alan ve çingenelerin ifa ile mükellef oldukları cizye ve harâclarını tanzim eden bir kanun hükmüdür. İkincisi ise; aynı şer‘iye sicillerinde (No: 6/15, s. 137)'de yer alan bir kanun hükmüdür. Bu iki Kanunnâmenin metinlerini Ahmed Akgündüz günümüz Türkçesine çevirmiştir. Anadolu, Karaman ve Trabzon kadılarına tedvin edilen bu hükümde, şer‘î hükümlere göre, cingânelerden alınacak harâc, harâc-ı re's denilen cizye ve kesim yani harâc-ı mavazzaf denilen “çift akçesi “ hükme bağlanmış bulunmaktadır. Bu kanun hükmünde, “kıbtiyân “ denilen çingeneler, “âzâdegân” denilen azadlı köleler ve “yâve kafirler “ denilen kaçkın gayr-i müslimlerle alakalı düzenlemeler yapılmıştır.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki Kanunî dönemine ait Tapu-Tahrir Defteri'nde “Kanunnâme-i Kıbtîyân-ı Vilâyet-ı Rum ili” başlığı adı altında kayıtlı bulunan kanunnâme ise özet olarak şu hükümleri ihtiva etmektedir:

1- Müslüman çingenelerin her hane ve mücerredi (ergin bekarı), yılda yirmi iki akçe resim verirler. Kâfir çingenelerin her hane ve mücerredleri ise yılda yirmibeşer akçe, bîveleri (dul kadınları) de altışar akçe ispenç verirler.

2- İstanbul, Edirne, Filibe ve Sofya’da olan çingenelerin nâ-meşrû fiile girişen avratlarından kesim adı altında her ay yüzer akçe resim (vergi) alınır.

3- Cürüm, cinâyet ve ârüs resimleri, sâir reâyâ gibi, kânunların gerektirdiği mütad şekil ve miktarlarda edâ ederler.

4- Kayıtlı bulundukları kadılıktan başka bir kadılığa veya havlulara giderek izlerini ille de kaybettirmekte inad eden çingeneler aranıp bulunduklarında, kınanıp cezalandırılarak kendi kadılıklarına iade olunurlar.

5- Kendi cemaatlarından kaçan çingeneler, katuna başları (konak yerlerinin reisleri) ve kethüdaları (kahyaları) aracılığıyla buldurulup kendi cemaatlarına getirilirler. Böylece, avârız-ı divâniye vukuunda onların kendi cemaatlarının efrâdı arasında bulunmaları sağlanmış olur.

6- Çingene sancağına ait olan cingenelerin cürüm ve cinâyetlerine, bâd-i hevâlarına, rüsüm-ı örfiyyelerine ve siyasetlerine çingene sancağının beği mutasarrıftır. Vilayetin diğer sancaklarının Beğleri ve Subaşıları ve kapu halkı ve yeniçeriler buna asla karışamazlar.

7- Gerek has, zeâmet ve tımarlarda ve gerekse evkaf ve emlâkda raiyyet olarak kayıtlı bulunan çingenelerin İspençe ve rüsûm-ı örfiyyelerine ve bad-i hevâlarına ve siyasetlerine , ne çingene sancağının beği ne de diğerleri karışabilir. Bunları, doğrudan doğruya o raiyetlerin sahipleri tasarruf eder.

8- Müslüman çingeneler kâfir çingenelere karışarak onlarla birlikte göçüp konacak olursa, kınanıp te’dip edildikten sonra, onlardan da kâfir çingeneler gibi resim alınır.

9- Hisarlarda Müsellim Hizmeti görmek üzere ellerinde padişahın berâtı bulunan çingeneler, avârız-ı divâniyye, ispenç ve sair rüsum-ı örfiyyeden muaf olup yalnızca haraç verirler.

10- Semendire sancağının Biracık Nahiyesindeki Çingenelerin her hanesi, Resm-i Flori olarak, miriye her yıl seksen akçe öder.

11- Niğbolu sancağındaki çingeneleri raiyyet olarak tasarruf edenler, Niğbolu sancağına eserler.

12- Niğbolu sancağındaki çingenelerin hane ve mücerredleri, her yıl cizyelerini ödedikten sonra, ayrıca, kaftanlık adıyla da yılda altışar akçe öderler.

13- Niş çingenelerine raiyyet olarak mutasarrıf olan sipahiler, semendire sancağına eserler.

Kanunnâmede de çingenelerin bir kısmının fuhuş, hırsızlık, gasp vs. gibi gayri meşru işlerle meşgul olduklarını göstermektedir. Günümüzde de onların bir kısmı fuhuş, hırsızlık ve yankesicilik gibi özelliklerini hâlâ devam ettirmektedir.

Çingeneler hakkındaki düzenlemelerin çoğu vergi alanında olmuştur. XVII. asrın başlarında yayalar ve müsellemler gibi, çingene müsellemleri de kaldırılarak mukataaya bağlanmıştır. Rumeli çingeneleri mukataaya bağlandıktan sonra da özel durumlarını muhafaza etmiştir. Diğer reayanın ödediği avârız-ı divâniye ve öbür resimlerden muaf tutulup, buna karşılık maktu‘ olarak senede müsellem olanlardan 655'er akçe alınmış, lakin cizye taleb edilmemiştir. Buna mukabil Hıristiyan olanlardan ise 730 akçe cizye alınmıştır.

XVII. asrın sonlarına doğru kıbtîyan mukataasına serhad çingenelerinin de (kıbtîyan-ı serhadlûyân) 830.000 akçe maktu‘a ve cizyeye dahil oldukları görülmektedir. Bu dönemlerde cizye veren çingenelere Balkan Yarımadası'nın her tarafında, bilhassa İlbasan ve Avlonya gibi Arnavutluk taraflarında Üsküb, Vulçıtıran, Priştine, Mora, İnebahtı, Karlıeli'nde ve Ege adalarının bir çoğunda rastlanmaktadır.

Çingenelerin vergisi, Avusturya harpleri yüzünden devletin fazla para sıkıntısı çekmesiyle II. Mustafa'nın saltanat döneminde (1606-1695) bir hayli artırılmıştır. O sıralarda Rumeli ve Anadolu’daki çingenelerin toplam sayısı, 45.000 kişi (erkek ve büyük) ve bunlardan 10.000’inin müslüman ve 35.000’inin ise Hıristiyan olduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan müslüman olanlarına 5, Hıristiyan olanlarına ise 6 kuruş tayin olunarak, hâsıl olan 260.000 kuruşun parça parça diğer havass-ı hümâyun mukataaları gibi, talibine satılması ferman olunmuştur.

XVIII. asrın birici yarısında ise , cizye ve maktu‘aların tahsili muhtelif şahıslara verilmeğe başlandığından, bundan sonra çingenelerin mali mükellefiyetleri, bazı suistimallerle artmış, böylece çingenelerin bazıları cizye ve maktu‘a resmi ödemekten kaçınmışlardır. Hatta bunları bu konuda himaye edenler bile görülmüştür.

Muhtelif yer ve zamanlarda devam eden bu gibi durumların önüne geçmek maksadıyla çingenelerin cizye ve maktualarının tahsili konusunda oradaki görevli kadılara fermanlar gönderildiğini yine arşiv belgelerinden öğrenmekteyiz.

Bazı yerlerdeki çingenelerin cizye ve maktualarının saray mensublarına ocaklık olarak verilmesi XIX. asır başlarına kadar gelen bir usûldür. Halbuki, meydana gelen savaşlar dolayısıyla, çingenelerin yaşayışları itibariyle de sık sık yer değiştirerek mukataa mültezimleri ile ocaklık sahiblerini müşkil duruma sokmuşlardır.

Bu durumlardan dolayı tanzimattan sonra bir taraftan çingenelerin tahrirleri ile iskanları cihetine gidilmiş, diğer taraftan da vergilerin tahsilinde başka yöntemler uygulanmıştır. Daha sonra çingenelerin tesbit ve tahrirleri yolunda yapılan çalışmalar semeresini vermiş, Anadolu’nun en uzak mıntıkalarındaki (meselâ: Diyarbekir, Beşiri, Çopakçur, Midyat ve Mardin havalisinde müslüman çingeneler ayrı ayrı tesbit edildiği gibi, Bosna’daki ) çingenelerin de mevsime göre göç etmeleri sağlanmıştır.

Genel olarak gayr-ı müslimlerden alınan cizye kıbtîlerden de alınmıştır. (Osmanlılarda müslüman kıbtîlerden de cizye alındığını daha önce belirtmiştik.) Gayr-ı müslimler gibi askerlik yükümlülüğü bulunmayan bu müslüman ve gayr-ı müslim teb‘adan alının vergiye, cizyenin kaldırılmasından sonra “kıbtîyân vergisi” denilmiştir.

Osmanlı Devleti Çingene Sancağı'nda Serasker Kânunu da ihdas etmiştir. Onların Serasker Kânunu hakkında M. Tayyib Gökbilgin şunları nakletmektedir: "Osmanlı Devletinde çingenelerin bir teşkilata sokulmalarıyla Rumeli’de mevcut bulunan Çirmen, Kızılca ve Vize müsellemlerinden ayrı bir liva olan çingene müsellemleri de 938 (1531)’de, diğerleri gibi 3-4 müsellim ile 9-12 yamaktan meydana gelen ocaklar halinde tahrir edilmiştir. Bunların müsellimleri, seferlerde yamaklarından avârız-ı divâniye karşılığı olarak, 50’şer akçe harçlık alıp, nöbetlere iştirak etmişlerdir. Sefer olmadığı zaman ise hiçbirşey almaz ve hizmete alınan nöbetli müsellim de o senenin ağnam vergisini (âdet) vermezmiş. Müsellemlere ayrıca birer çiftlik miktarı yer tahsis edilmişti. Çiftliğin hasılatını sefere giden alır, nöbetli olmayanlar da yamaklar gibi 50’şer akçe harçlığı ve öşürlerini 'esen müsellimlere' verirlerdi. Çingene müsellimlerinin vazifesi seferde top çekip, yol yapmak ve askere erzak taşımak gibi geri hizmetleri idi. Müsellemlerin başında çeribaşıları (seraskerân) olan tımarlı sipahileri bulunuyordu ki bunların statüleri ve görevlerini aşağıdaki kısımlarda kanun-i seraskerân-ı liva-i çingena bahsinde ele alacağız. Müsellemlerin başında bulunan çeribaşılar (seraskerân) çingene olmayıp, bilakis ötedenberi timarlı sipahileri sınıfına mensup beyzâde ve sipahizâdedir. Bunların timarları livanın muhtelif mıntıkalarında olup, kendileri de bir veya bir kaç nahiyenin müsellemlerini sefere sevk ederlerdi. Müsellemlere tahsis edilen çiftlikler veya bu çiftliklerin bir kısmını teşkil eden zeminler, mezraalar bazan, muhtelif tahrirlerde başka başka müsellemlere arak yazıldıkları için, bir ihtilaf konusu olmuş ve meselenin halledilmesi için o mıntıkadaki kadılara hükümler gönderildiği gibi, bazen de çeribaşılara tımar olarak verilen köylere de müdahale yapılmak zorunda kalınmıştır. Murat III., devrinden itibaren diğer askeri teşkilat gibi, çingene teşkilatı da bozulmaya başlamış, 987 (1579)’de İran harbi sırasında, Bezder tarafına hizmete memur edilen çingâne müsellemleri, defterin teslim edilmediğini bahane eden yamakların harçlık vermemeleri yüzünden, vazifelerine gidememişler ve çingeneleri yola getirmek hususunda Kırkkilise, Hayrabolu ve Babaeski kadılarına emir ve hükümler göndermişti".

Enver M. Şerefgil, "XVI. Yüzyılda Rumeli Eyaleti'ndeki Çingeneler" isimli makalesinde Çingene Sancağı'nın Serasker Kanunu hakkında teferruatlı bilgi vermektedir. Buna göre Çingene Sancağı'nın Serasker Kanunu yalnızca seraskerlere mansus olmayıp, aynı zamanda, çingene müsellemleriyle onların yamaklarını da içine almaktadır. Bu hükümler şunlardır:

1- Eski defterlerde Müsellemler (her ocakta) üçer ve bazanda dörder kişidir. Yeni defterde de aynı uslûb üzere yazılmışlardır.

2- Müsellemlere Yamaklarından ellişer akçe harçlık konulmuştur. Çiftlik dahi tasarruf ederler, yamak mücerred ise Yirmibeş akçe öder. Bu hususta sultan Hüdavendigâr’ın (Murad I) hükm-ü şerif-i vardır.

3- Yamakların Müsellemlere harçlık olarak ödedikleri ellişer (mücerred yamakların yirmibeşer) akçe, avarız teklif olunamaz.

4- Müsellemler, sefer vaki olunca Yamaklarından ellişer akçeyi alırlar. Sefer vaki olmadıkça alamazlar. Ama, subaşılar ve Çeribaşılar sefer olsun veya olmasın yamaklardan ellişer akçeyi alırlar.

5- Çiftliklerden hasıl olan geliri, Müsellemlerden hangileri eserlerse onlar alır. Esmeyen müsellemler, tıpkı yamaklar gibi, ellişer akçeyi ve öşürlerini esen müselemlere verirler.

6- Müsellem ve Yamakların Gerdeği değereni (ârûs resmini) ve kanlığını (rusûm ve cinayet resimlerini) sancak beği tasarruf eder, çünkü bunlar ona hasıl yazılmıştır.

7- Bazı zaruri hallerde veya sıkışık durumlarda, müsellemlerin üçünü veya dördünü de eştirmek zorunluluğu olabilir. Bu gibi durumlarda yamakların ödedikleri ellişer (mücerred yamakların yirmibeşer) akçe ve çiftliklerin geliri, Müsellemler arasında eşit miktarlar halinde bölüşülür.

8- Bir müsellemin yerinde başka bir kimsenin bağı veya bahçesi olursa, Müsellem ondan öşür alır, amma onun bağ ve bahçesini elinden alıpta başkasına veremez.

9- Çeribaşı (serasker) timarlarının gerdeği değerinin ve kanlığının yarısı onların kendilerinin ve yarısı da Çingene Ocağı Beği’nindir.

10- Çeribaşılık timarları serbest timarlardandır. Bu nedenle, bu timarlarda yakalanan kaçak kul ve cariyenin Muştuluğunu (müjde-i abd-ı âbık’ını) çeribaşılar alır. Herhangi bir çeribaşılıkta yakalanan kaçak kul ve cariye, müseccel olunduktan sonra, çeribaşı bunları iletip Yavacıya (kaçak takipcisine) teslim eder ve o müddet içinde onlar için yapılmış olduğu nafaka masraflarını ve muştuluk resmini otuzar akçeden çeribaşı Yavacıdan alır. Eğer müddet dolmadan o kul ve cariyenin sahibi gelirse, çeribaşı, nafaka bedelini ve muştuluk resmini ondan alıp kul ve cariyeyi kadı marifetiyle sahibine teslim eder.

11- Bir Çeribaşını tımarında olan Haymanaların resimlerini çeribaşı alır.

12- Bir çeribaşının timarında Yürük, Tatar, Canbaz ve Müsellem tayfalarından kimseler mütemekkin olsalar, bunların bütün çift tutanlarından, yani bir çiftlik yer ziraat edenlerinden, çeribaşı on iki akçe çift resmi alır, Amma aynı durumda olan yağcı ve kürecci tayfalarının mensuplarından bütün çift tutanlar, çeribaşıya yirmi ikişer akçe öderler; çünkü onlar raiyyet kısmındandır.

13- Sancak Beği’nin Haslarında sakin olan Haymanaların resmi, gene Sancak Beği’nindir.

Çingenelerle ilgili ilk dönemlerde yapılan bu tür düzenlemeler, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine kadar uygulanmıştır. Tanzimattan sonra ise çingenelerle ilgili Kıbtîler Nizamnamesi adı altında yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Görüldüğü üzere Osmanlı Devleti'nde çingenelerle ilgili yapılan düzenlemelerin pek çoğu vergilerle alakalı hükümlerden oluşmaktadır. Bunlar bir devletin ekonomisini koruyabilmesi için baş vurduğu çarelerdir. Ancak bizim açımızdan kanunnâmelerde dikkati çeken en önemli hususlardan biri hiç şüphesiz, Osmanlının göçer hayat yaşayan çingeneleri kontrolü altına alması, onların gezip dolaşacağı yerleri belirlemesi, bu belirlenen yerlerin dışına çıkmalarına müsaade etmemesi ve hepsinden önemlisi de onları yerleşik düzene ve ziraatle uğraşmaya sevketmesidir. Bunu yaparaken müslüman çingenelerle müslüman olmayanların birbirine karışmasına da müsaade etmeyerek, onların kendi inançlarını muhafaza etmelerini sağlamasıdır.

Çingene Kanunnâmelerinde dikkati çeken bir diğer hususiyet, çingenelerin işlediği suçlarla alakalı hükümlerdir. Onların işlediği yankesicilik, hırsızlık, dolardırıcılık ve fuhuş gibi suçların yaygınlaşması üzerine, bunun önüne geçebilmek için cezaların artırılışı dikkat çekmektedir.

Bir diğer önemli husus ise Osmanlının "Seraskeran" dediği "Çeribaşılık" müessesesidir. Osmanlı, seraskerlerini çingene olmayanlardan seçmekle bu kurumu kendi tekelinde ve kontrolünde tutmasını bilmiştir. Günümüzde de çingenelerin çeribaşılık müessesesi vardır. Ancak çingene çeribaşıları, ileride üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulacağı üzere en mahir çingenelerden seçilmektedir. Durum böyle olunca çingenelerin düzenli bir kontrolünün sağlanması mümkün olmamaktadır.

Osmanlının göstermiş olduğu bu hassasiyetin, günümüz modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından da gösterilmesi gerekmektedir. Zira günümüz Türkiyesi'ndeki göçer veya yerleşik çingenelerin pek çoğu, ilgi ve kontrolden uzaktır ve tamamen başıboş bir hayat sürmektedir. Özelliklerini bozmaksızın onların topluma kazandırılması ve entegrasyonu hususunda devletimize büyük bir mesuliyet düşmektedir.

c. Günümüz Türkiye Çingeneleri

Günümüzde çingeneler, Türkiye'nin hemen her yerinde dağınık olarak yaşamaktadır. Onların çoğunlukta bulunduğu yerlerin başında Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri gelmektedir. Bunu, Karadeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri takip etmektedir. Burada çingenelerin Türkiye'deki dağılımları ele alınacaktır.

Türkiye'de çingeneler, genel olarak "Çingene" adıyla bilinmekle beraber, Osmanlı'dan yakın zamana kadar "Kıptî" adıyla da marufdurlar. Ancak onlar, günümüzde yörelere göre farklı şekilde de adlandırılmaktadır: Erzurum, Artvin, Bayburt, Erzincan ve Sivas çingeneleleri için "Poşa"; Van, Hakkari, Mardin ve Siirt çingeneleri için "Mutrib"; İç Anadolu çingeneleri için "Elekçi" tabirleri kullanılmaktadır. "Esmer Vatandaş" tabiri genellikle resmî dilde kullanılmakla beraber, çeşitli yörelerde de halk tarafından kullanılmaktadır. Akdeniz başta olmak üzere diğer yörelerde de "Arabacı" tabiri kullanılmaktadır. Ankara'daki çingeneler, yerli halk tarafından "Teber" şekilde anılmaktadır. Adana'da bilhassa yankesicilikle uğraşan çingeneler "Cono" ismiyle bilinmektedir. Bulgaristan'dan gelerek Kayseri, Adana, Osmaniye, Sakarya ve Çorum illerinde yerleşen çingeneler için "Haymantos**" tabiri kullanılmaktadır. Erzurum il sınırları içerisinde yaşayan bir grup "Şıhbızınlı*" ismiyle anılırken, Yugoslavya, Yunanistan ve Bulgaristan gibi Avrupa ülkelerinden gelerek, Trakya yöresinde yoğunlukta bulunan çingeneler için "Roman" tabiri kullanılmaktadır. Romanlar daha ziyade müzisyenlik yapmakta ve çoğunlukla Marmara ve Ege Bölgelerinde ikamet etmektedirler.

Yörelere göre çeşitli şekillerde adlandırılmalarına rağmen Türkiye'deki çingenelerin büyük çoğunluğunun çingeneliği kabul etmediğine ve "çingene" ithamını reddedtiklerine de tanık olunmuştur. Bunun en büyük sebebi, onların gittikleri her yerde horlanmaları, dışlanmaları ve aşağılanıyor olmalarıdır. Çingeneliği reddedişlerinin bir başka ve en önemli sebebi de çingenelerin, Hz. İbrahim'in mancınıkla atılması esnasında meleklerin buna mani olduğu ve melekleri kovalamak için de Şeytan'ın telkiniyle bir bacı ve kardeşin, mancınığın yanıbaşında zina etmesinin neticesi olarak meydana geldiklerine dair halk inancıdır. Bu yanlış inanışa göre, "çin" ve "gen" isimli bacı ve kardeşin zinasından çingene olarak bilinen bu insanlar türemiştir. Çingeneler de, halk arasında yaygın ama yanlış olan bu inanışın farkında oldukları için, haklı olarak bu çingenelik yakıştırmasını reddetme eğilimindedirler.

Burada çingeneye benzer grublara da temas etmek gerekmektedir. Çünkü ülkemizde çingene olmadıkları halde yerli halk tarafından çingene olarak telakkî edilen gruplar da mevcuttur. Hattı zatında Hindistan ve bir çok ülkede çingenelere benzer grupların varlığı söz konusudur. Ancak bu grupların çingenelerle akraba olup olmadıkları kesinlik kazanmamıştır. Türkiye'deki "Abdallar" da çingenelere benzer gruplardan biridir. Halkımız abdalları çingene olarak kabul etmekte ve onlara çingene muamelesi yapmaktadır. Oysa görüştüğümüz bütün abdal büyükleri, kendilerinin çingene olmadıklarını, hiç bir çingene kelimesi bilmediklerini ve Orta Asya'dan geldiklerini söylemiştir. Yerli halk da çingene gözüyle bakmakla birlikte, çingenelere nazaran geçimlerini düğünlerde ve ramazan aylarında davul zurna çalarak ve sünnetçilik yaparak sağlayan abdallara daha sıcak bakmakta ve onlara "Kivre*" diye hitabetmektedir. Abdal olarak ifade edilen bu grup, genellikle yerli halkın arasında yaşamakta, çingenelerin aksine çocuklarını okutarak devletin çeşitli kademelerinde memuriyetlere yerleştirmektedir. Yaptığımız araştırmalar, bizi esasında abdalların çingene olmadıkları kanaatine ulaştırmıştır. Aslında abdallar mevzûu başlı başına ayrı bir araştırma konusudur. Bu sahada araştırma yapan bazı araştırmacılar da abdalları, çingenelerin dışında mütalaa etmektedir.

Günümüzde Türkiye'de yaşayan bu çingeneler, ülkenin çeşitli yerlerinde dağınık olarak bulunmaktadır. Onların en fazla bulunduğu bölgelerin başında Marmara Bölgesi gelirken, bunu ikinci sırada Ege bölgesi takip etmektedir. Daha sonra sırasıyla sırada Akdeniz, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri gelmektedir.

Bugüne kadar genel nüfus sayımlarında çingeneler için ayrı bir kayıt tutulmadığından, onların Türkiye'deki kesin sayıları bilinmemektedir. Biz tahmine dayalı rakamlar yerine, çingenelerin kendilerinden, onlara yakın çevrede yaşayan yerli halktan ve mahalli idarecilerden sayılarıyla ilgili bilgiler aldık. Bu bilgileri mahalle muhtarlarından aldığımız mahalle sakinlerinin genel sayılarıyla karşılaştırmak suretiyle netleştirmeye gayret ettik. Bu tespitler ışığında onların sayısal olarak en fazla bulundukları bölgeden başlayarak, sırasıyla bölgelere göre dağılımları şöyledir:.

İstanbul Anadolu yakası

Küçük Bakkal Köy ve Üsküdar : 30.000

İstanbul Avrupa Yakasında

Kasımpaşa: Hacıhüsrev (5.bin), Yenişehir ve Dolapdere (12 bin),

Çürüklü ( 3 bin) : 20.000

Mecidiyeköy: Kuştepe ( 15 bin), Gültepe ( 5 bin),

Bayrampaşa (bin) : 21.000

Edirnekapı: Neslişah Sultan, Karagümrük ve Sulukule : 8.000

Sarıyer: Çayırbaşı : 6.000

Fatih: Halilurrahman (Lonca) : 6.000

Bayrampaşa: Yıldırım Mahallesi : 1.000

· · · · bilmediğimiz yerleri ve civar ilçelerindekilerde tahmini: 30.000 Genel Toplam İstanbul il sınırları içerisinde yaşayan çingeneler genellikle geçimlerini müzisyenlik, çiçekcilik, hurdacılık, çöp ve kağıt toplayıcılığı, demircilik ve demir işçiliği, hamallık, falcılık, temizlikçilik, at arabacılığı, bakırcılık, sümüklü böcek toplayıcılığı, bohçacılık, tombalacılık,ayakkabı boyacılığı, cami avlularında kuş yemi satıcılığı, dilencilik, işportacılık, gibi çok farklı meslek ve sahalardan sağlamaktadır. Ayrıca nadiren de olsa kapkaçcılık, hırsızlık, uyuşturucu satıcılığından geçimlerini sağlayanları da vardır.

Tekirdağ

Şehir Merkezi: Aydoğdu Mahallesi (2.000), Çukurova Mahallesi (200), Zafer ve Kanarya Mahalleleri (500) : 2.700

Çorlu: Hıdırağa Mahallesi ve Hatip Mahallesi (Kore Semti): 15.000

Lüleburgaz: : 5.000

Toplam 27.700

Tekirdağ Romanları (Çingeneleri) geçimlerini çalgıcılık, müzisyenlik, hamallık, ayakkabı boyacılığı ve kadınların gündelikçiliği, tuğla fabrikasında tuğla dizme işleriyle sağlamaktadır. Çorlu ve Lüleburgazdakiler ise müzisyenlik, hamallık, cambazlık (hayvan ticareti), inşaat işçiliği, tombalacılık ve kadınlar da temizlikçilikle hayatlarını kazanmaktadır.

Kırklareli

Şehir Merkezi: Tomoğlu Mahallesi (4.000) ve

Doğu Mahallesi (2.000) : 6.000

Müzisyenlik, arabacılık, pazarcılık, hamallık, gündelikcilik ve temizlikçilik ve hurdacılık Kırklareli Romanlarının genel geçim kaynaklarını oluşturmaktadır.

Edirne

Şehir Merkezi: Süpürgelik ve Umurbey Mahalleleri :15.000

Uzunköprü: Merkez (3.500), Değirmen Köyü (800) : 4.300

Keşan: Yörük Mahallesi ( 15.000), Yeni Mescid ( 7.500),

Yukarı Zaferiye mahallesi (7.000) : 30.000

Malkara: : 1.000

Toplam 50.300

Edirne şehir merkezinde yaşayanlar genelde geçimlerini arabacılık, hurdacılık, pazarcılıkla sağlarken, kadınlar da gündelikcilik ve temizlik işleriyle aile ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Keşan'ın Yukarı Zaferiye Mahallesi’ndeki meskun olanların tamamına yakını ise geçimlerini müzisyenlikle sağlamaktadırlar. Diğerleri ise geçimlerini çeltik işçiliği, inşaatlarda beton dökücülüğü, hamallık, arabacılık, kurbağa ve sümüklüböcek toplayıcılığı, hurdacılık, kağıt toplama, boyacılık ve simitcilik gibi değişik alanlardan sağlamaktadırlar. Uzunköprü'dekiler ise hurdacılık, kalaycılık, ve sepetçilik yaparak hayatlarını kazanmaktadırlar.

Çanakkale

Şehir Merkezi: Fevzi Paşa Mahallesi (3000), Atatürk Mahallesi, Bostanlar Caddesi ve Namık Kemal Mahhalesi (2000) : 5.000

Lapseki: Sanayi Mahallesi : 800

Toplam 5.800

Geçim; genellikle müzisyenlik, hamallık, pazarcılık, esnaflık, manavlık, seyyar satıcılık, at arabacılığı, boyacılık, badanacılık, temizlikçilik ve simitçilikten sağlanmaktadır.

Balıkesir

Bandırma: Çınarlı= Paşa Mescid Mahallesi : 3.000

Edremit: Tuzlu Murat Mahallesi Tuzcu Caddesi : 10.000

Susurluk: : 1.500

Toplam 14. 500

Balıkesir çingeneleri geçimlerini müzisyenlik başta olmak üzere, hamallık, boyacılık, badanacılık, seyyar satıcılık, temizlikçilik ve simit satıcılığı gibi mesleklerden temin etmektedirler. Edremit’tekilerin çok az bir kısmı devlet dairelerinde işçi ve memur olarak çalışmaktadır.

Bursa

Merkez: Fatih Beşyol ( 1550), Kızyakup (1200), Kocanaip ( 950), Davutdede (900), Demirkapı (800), Beyazıt (800), Demirkapı (750), Alacahırka (630), Yavuzselim (540), Anadolu (520), Vatan Mahallesi (360), Arabayatağı (190) ve diğer mahalleler ortalama ( 1150) : 10.970

Mustafa Kemal Paşa: Şerefiye ve Yeni Dere Mahalleleri : 13.300

Mudanya: Çingeneler Mahallesi (Su deposu yanı) : 300

İnegöl: : 2.000

Toplam 26.570

Bursa il sınırları içerisinde yaşayan çingenelerin ekserisi geçimini müzisyenlikten sağlamaktadır. Bunun yanısıra erkekler küçük el sanatları, hamallık, gazino işletmeciliği, hayvan alım satım işleri (cambazlık) işportacılık, dilencilik, hurda ve çöp toplayıcılığı, kalaycılık, sepetçilik, tefecilik ve nadiren de hırsızlıktan geçimlerini temin etmektedir. Kadınlar da genellikle temizlikçilik, bohçacılık, falcılık, ve dilencilik başta olmak üzere nadiren hırsızlık, hayat kadınlarının ayak işlerini görme ve çocuklarına bakma gibi işlerle hayatlarını kazanmaktadırlar. Çocuklar ise genellikle simit satma, ayakkabı boyama, yankesicilik ve dilencilikle ev ekonomisine katkıda bulunmaktadır.

Adapazarı

Merkez: Şeker Mahallesi, Garajdibi, Söğütlü, Tepeköy ve Çamlıca Mahalleleri

Toplam : 6.000

Müzisyenlik, hamallık, boyacılık, işçilik, bohçacılık, hurdacılık, kağıt ve çöp toplayıcılığı, seyyar satıcılık, temizlikçilik ve dilencilik gibi meslekler Adapazar’lı çingenelerin ana geçim kaynaklarını oluşturmaktadır.

İzmit

Merkez: Yenidoğan, Kemalpaşa, Yenimahalle ve Bekir Paşa Mahallesi : 3.000

İzmit çingeneleri geçimlerini müzisyenlik, çalgıcılık, hamallık, ayakkabı boyacılığı bohçacılık ve hurda toplayıcılığıyla sağlamaktadır.

İzmir

Merkez: Bogaziçi, Tepecik, Gültepe, Kadifekale ve Kahramanlar gibi semtlerde ve civar ilçelerde : 45.000

İzmir çingenelerin geçim kaynakları; müzisyenlik, hamallık, pazarcılık, manavlık, at arabacılığı, sepetçilik, boyacılık, badanacılık, hurdacılık, çöp ve kağıt toplayıcılığı, işportacılık, ayakkabı boyacılığı, simit satıcılığı, temizlikçilikten oluşmaktadır. Ayrıca yankesicilik, hırsızlık ve dilencilikten geçinmeye çalışanları da mevcuttur.

Manisa

Akhisar: Yeldeğirmeni Mahallesi : 3.000

Akhisar çingeneleri geçimlerini ziraatçilik başta olmak üzere, hasat zamanında pamuk tarlalarında gündelikçiliğin yanısıra bohçacılık, çalgıcılık, müzisyenlik ve çok azı da sepetçilikle sağlamaktadırlar.

Denizli

Sarayköy: : 500

Denizli çingenelerinin ana geçim kaynagı müzisyenlik olmakla beraber, erkekler kahvehane ve lokal işletmeciliği yaparken, kadınlar da tarlalarda gündelikçiliğe gitmektedir.

Aydın

Merkez: Ilıcabaşı Mahallesi : 2.300

Nazilli: Kuşbaz Mahallesi : 2.100

İncirliova: : 1.000

Toplam 5.400

Aydın Merkez çingeneleri geçimlerini sepetçilikle başta olmak üzere seyyar satıcılık, hamallık ve temizlikçilikten sağlamaktadır. Nazilli'dekiler ise müzisyenlikle ve dansözlükle hayatlarını kazanmaktadırlar.

Muğla

Fethiye: Günlükbaşı, Cumhuriyet Mahallesi ve Deppoy : 6.000

Ortaca: : 6.000

Milas: Dibekderesi Köyü : 250

Toplam 12.550

Fethiye ve Ortaca çingeneleri bohçacılık, sepetçilik ve düğünlerde çalgıcılık müzisyenlik yaparak geçimlerini sağlarken, Dibekderesi'ndekiler ise sadece müzisyenlikle geçinmektedirler. Milas ve Bodrum civarındaki yerli halkın düğün ve eğlenceleri bunlar tarafından yapılmaktadır.

Ankara

Merkez: Çinçin Bağları, Hüseyin Gazi, Yıldız : 10.000

Polatlı:Cumhuriyet Mahallesi, Mehmet Akif Mahallesi : 3.400

Bala: : 300

Toplam 13.700

Ankara merkezdeki çingeneleri geçimlerini hırsızlık, dilencilik, bohçacılık, taş bağlama*, falcılık, zercilik (kuyumculardan grup halinde altın çalma işi) ve muskacılıktan sağlamaktadır. Nadir de olsa bunlar arasında kalaycılık, sırımcılık, elekçilik ve sepetçilik yapanları da var. Ayrıca gece kuluplerinde bunlardan çok sayıda müzisyenlik yapanları da mevcuttur. Altındağ ve Hamamönü civarında nalburiyelik yapanların çoğunun Çankırı'dan gelme çingeneler olduğu söyleniyor.

Konya

Merkez: Muhacir Pazarı : 3.000

Ilgın: : 600

Akşehir: İstasyon Mahallesi civarı : 2.000

Toplam 5.600

Konya çingenelerini geçimlerini genellikle müzisyenlik, çalgıcılık, bohçacılık, sepetçilik ve elekçilikle temin etmektedirler.

Çankırı

Merkez: Alibey Mahallesi, Arasta Mahallesi ve Kaledibi : 2.000

Bunlar elekçi olarak biliniyorlar. Bunlardan nalburiyelik yapanlar vardır, ancak daha ziyade pazarlamacılıkla geçiniyorlar. Ayrıca inci-boncuk, iğne ve yüzük satıcılığı yapanları da var. Ekonomik durumları oldukça iyi. Hırsızlık olayının bunlar arasında vuku bulmadığı bildiriliyor. Bunların pek çoğu yerli halkla entegre olmuş ve çingeneliğini unutmuştur. Çocuklarını büyük ölçüde okutuyorlar.

Eskişehir

Merkez: 71 Evler, Emek Mahallesi, Şarhöyük, Fevzi Çakmak, Zafer Mahallesi, Esentepe, Yeşiltepe, Sütlüce, Alanönü, Karapınar, Muttalip Caddesi sonu ve Işıklar Mahallesi : 20.000

Bunların büyük çoğunluğunun ekonomik durumu çok iyi; lüks arabalara biniyor, cep telefonu kullanıyorlar. Yerleşim düzenleri de, Türkiye genelindeki çingenelere nazaran daha düzgün ve planlı. Özellikle 71 Evlerdeki çingenelerin tamamı müstakil, imar planlı dubleks bahçeli evlere sahiptir. Bunların geçimlerini büyük ölçüde günü birlik pazarlamacılık ve büyük dolandırıcılıkla sağladıkları söylenmektedir. Ayrıca müzisyenlik ve pavyon işciliğinin yanısıra at arabacılığı, bohçacılık yapanları var. Işıklar Mahallesi'ndekilerin yerli halkla büyük ölçüde kaynaştıkları müşahede edilmiştir. "Tırnakçı" adıyla anılanlarının yankesicilik ve vurgunculukta mahir oldukları söylenmektedir.

Kayseri

Merkez: Gaziosman, Yavuzlar ve Yunusemre : 3.000

Bohçacılık başta olmak üzere yankesicilik ve hırsızlık Kayseri çingenelerinin ana geçim kaynaklarını oluşturmaktadır.

Kırşehir

Merkez: Bağlarbaşı Mahallesi : 600

Başlıca geçim kaynakları çalgıcılık, çengicilik ve bohçacılıktır.

Sivas

Merkez: İstasyon Mahallesi civarı : 2.000

Bunlar "Poşa" olarak bilinmektedir. Geçimlerini bohçacılık ve çalgıcılıkla sağlıyorlar.

Hatay

Dörtyol: İstasyon Mahallesi : 400

İskenderun: Esentepe Mahallesi : 1.000

Toplam : 1.400

Bunların bir kısmı geçimlerini hurdacılık ve demircilikle kazanırken, bir kısmı ise incik boncuk ve yüzük satıcılığı, cambazlık ve müzisyenlikle sağlamaktadır. Ayrıca horoz döğüştürme de onların kazanç yollarından biridir.

Osmaniye

Merkez: Yeşilyurt Mahallesi : 3.000

Osmaniye çingeneleri cambazlık (hayvan ticareti), pazarcılık, hamallık, bohçacılık, ticaret ve müzisyenlikten geçimlerini temin ederken, bir kısmı da hayatlarını yankesicilik ve hırsızlıktan kazanmaktadır.

Adana

Merkez: Sarıçam Mahallesi, Şakirpaşa Mahallesi, Akıncılar ve Polis Okulu Yanı Toplam : 8.000

Geçim bohçacılık, hamallık, hurda ve demircilik, çöp ve kağıt toplayıcılığı, seyyar satıcılık, sepetçilik, müzisyenlik ve dilencilikten sağlanmaktadır. Ayrıca yankesicilik ve hırsızlıkla geçinme yolunu seçenler de mevcuttur. Bilhassa Conoların bu işle ugraştıkları, çetitli Televizyon programlarıyla da kamuoyuna duyurulmuştur*

Antalya

Merkez: Zeytinköy Mahallesi : 3.000

Kumluca: : 1.000

Elmalı: Akçay Beldesi : 5.000

Toplam 9.000

Antalya çingenelerinin ana geçim kaynaklarının başında müzisyenlik, çalgıcılık ve sepetçilik gelmektedir. Bunların yanısıra onlar hurdacılık, tablacılık, ayakkabı boyacılığı ve badanacılık, çöp ve kağıt toplayıcılığıyla da geçimlerini kazanmaktadır. Kumluca çingenelerinin büyük çoğunluğu sele ve sepetçilikle geçinmektedir. Akçay Beldesi çingeneleri ise geçimlerini sepetçilik, çalgıcılık ve bohçacıktan temin etmektedir. Çok eskiden bunlar arasında ağaç oyma sanatçılığı yapanları da olmuştur. Bu sebeple bunlara "tahtacı" da denmektedir. Aslında "Tahtacı" tabiri genellikle yörükler için kullanılmaktadır. Fakat burada yaşayan esmer vatandaşların da çingene yerine "tahtacı" ismini benimsedikleri ve kendilerini böyle adlandırdıkları müşahede edilmiştir.

Çorum

Merkez:Ulukavak ve Devane Mahalleleri : 2.000

Elekçilik ve kalaycılık başta olmak üzere maşa, mandal, incik-boncuk ve yüzük satıcılığıyla geçinmektedirler.

Tokat

Suluova: : 1.000

Erbaa: : 300

Niksar: : 100

Toplam 1.400

Başlıca geçim kaynakları bohçacılık, elekçilik ve dilencilikten oluşmaktadır. Eskiden söğüt dallarından sepet yapma işiyle de uğraşırlarmış. Günümüzde bu meslek terkedilmiş.

Samsun

Merkez: Cezaevi (Sanayi Mıntıkası), Sosyalmesken Evleri, Terminal Mahallesi, Modernpazar Civarları : 4.000

Bafra: : 300

Çarşamba : 700

Toplam 5.000

Bunlar geçimlerini çocuklar ayakkabı boyacılığı, kadınlar evlerde temizlik işleri, erkeklerde taksi ve dolmuş duraklarında simsarlık ve taksicilik, tıkanan lağımları açma işi, tuvalet işletmeciliği yapıyorlar. Buna rağmen ikamet ettiği evler lüks olup, ekonomik seviyeleri iyi görünmektedir. Bunlarda müzisyenlik mesleğinin icra edildiğine şahit olunmamıştır. Çarşamba'dakiler ise geçimlerini daha ziyade sümüklüböcek ve kurba toplayarak sağlamaktadırlar.

Zonguldak

Merkez: 2. Makas Mahallesi, Alt Tamaşarlık, Baştarla, Çaycuma Gökçebey Mahallesi, Kokaksu, Devrek, Çaydeğirmeni Mahallesi, Çadalağzı, Kilimli : 5.000

Karadeniz Bölgesi'nde çingenelerin en fazla olduğu il Zonguldak'tır. Başlıca geçim kaynakları; kaçak madencilik, taş kömürü trenlerinden dökülen kömürleri toplayarak satma ve hurdacılıktır.

Ordu

Merkez: : 500

Fatsa: Mandıra Mahallesi : 120

Toplam 620

Bunlar geçimlerini bohçacılık, evlerde temizlikçilik, tefecilik, dilencilik ve az da olsa gayrimeşru işlerden sağlıyorlar.

Trabzon

Merkez: Ortahisar, Dere Mahallesi ve Değirmendere Mahallesi: 1.000

Genellikle erkekler inşaat işçiliği, hamallık, çocuklar ayakkabı boyacılığı ve kadınlar ise temizlikçilikle geçimlerini temin etmektedirler.

Artvin

Yusufeli: Sebzeciler, Bahçeciler ve Kınalıçam Köyleri : 400

Ardanuç: Adakale : 1.000

Şavşat: : 200

Arhavi: Düz Mahalle ve Boğaziçi Mahallesi : 100

Toplam 1.700

Artvin il sınırları içerisinde yaşayan çingeneler "Poşa" olarak isimlendirilmektedir. Bunların en belirgin meslekleri bohçacılık ve pazarlamacılıktır. Arhavi Poşaları ise geçimlerini genellikle belediyede ve zengin esnafın yanında temizlikçi işçi olarak çalışarak sağlamaktadır.

Bayburt

Merkez: Galer Mahallesi : 200

Geçim genel olarak elekçilik ve bohçacılıkla sağlanmaktadır.

Erzurum

Merkez: Gölbaşı Semti, Eminkulpu Mahallesi(Şıhbızınlılar) : 3500

Oltu: Kısıkdere Mahallesi(Şıhbızınlılar) : 3500

Olur: Norpet Köyü (Poşalar) : 150

Şenkaya: Gosor Kazası (Poşalar) : 250

Toplam 7.400

Bunlardan Şenkaya ve Olur’daki poşalar tam yerleşik hayata geçtikleri için büyük ölçüde çingeneliği terketmişlerdir. Bağcılık ve hayvancılık başta olmak üzere kalaycılık, elekçilik ve sepetçilik de geçim kaynaklarını oluşturmaktadır. Göç sezonunda dışardan (Sakarya, İzmit ve Erzincan) gelen çingeneler ise genel olarak bohçacılıkla uğraşmaktadır. Erzurum Merkez'de oturan "Şıhbızınlılar" ise geçimleri genellikle gayrimeşru işlerden kazanmaktadırlar. Bilhassa genelev işleticiliği başta olmak üzere, hırsızlık ve gasp da bunların geçim kaynağını oluşturmaktadır. Bazıları da at araba taşımacılığı ve esnaflık yapmaktadır.

Erzincan

Merkez: Aşağıçarşı Mahallesi : 2.000

Bunlar geçimlerini at arabacılığı, ayakkabı boyacılığı ve bohçacılık ve pazarlamacılıkla sağlıyorlar. Burada Poşalar çoğunluktadır. Yerli halk bunlardan Alevi itikadına mensup olanlarına "Çingene", Sünni itikada mensup olanlara ise "Poşa" demektedir.

Van

Merkez: Kaledibi : 2.000

Bunlar Mıtırp olarak anılmakta ve geçimlerini müzisyenlikle temin etmektedirler. Özellikle de davul ve zurna bunların baş müzik aletleridir. Ticaretle uğraşan ve çok zengin olanlarının olduğu da söylenmektedir.

Malatya

Merkez: : 2.500

Esas merkezlerinin Malatya olduğunu söyleyen "Melikan" veya "Melikli Aşireti" Türkiye'de dağınık olarak göçmen bir şekilde yaşamaktadır. Kendi ifadelerine göre Adana, İskenderun, Gaziantep, Kayseri, Konya ve Konya Ereğli'de bunların akrabaları bulunuyor. Bunların başlıca geçim kaynağı horoz (Hint horozu) döğüşüdür. Bunun yanısıra pazarlamacılık da yapmaktadırlar.

Elazığ

Merkez: : 1.000

Elazığ'da meskun çingeneler, yarı yerleşik bir hayat yaşamakta ve baharla birlikte göçe başlamaktadır. Bunların ana geçim kaynakları bohçacılık, pazarlamacılık ve dilenciliktir.

Kahramanmaraş

Merkez: Sakarya Mahallesi : 3.000

Kendilerini "Kahraman Maraş Aşireti" olarak takdim eden bu insanlar yarı göçer bir hayat yaşamakta ve geçimlerini pazarlamacılık, bohçacılık, dilencilik ve hırsızlıkla temin etmektedirler.

Gaziantep

Nizip: : 2.500

Yarı göçer olarak yaşayan ve kendilerini "Nizip Aşireti" olarak tanıtan bu insanların ana geçim kaynağı hurdacılık, naylon sele-sepet satıcılığı ve çalgıcılıktır.

Bu rakamlara göre Türkiye çingenelerinin göçerler hariç, genel toplamı 433.940'dır. Göremediğimiz, ulaşamadığımız yerlerdeki çingenelerin çok abartılı ve iyimser bir tahminle 50.000 olduğunu farzetsek bile, bunların sayısı beşyüz bine bile ulaşmamaktadır. Kaldı ki biz, çingenelerin olduğu iddia edilen bütün il ve ilçelere gitmeye çalıştık. İllere göre verdiğimiz sayılar da -çingenelerin verdiği abartılı rakamları doğru kabul etmekle birlikte- mahalle muhtarlarıyla ve gerektiği yerlerde mahalle karakollarıyla görüşmek suretiyle, bilgilerin karşılaştırılması sonucunda elde edilmiştir. Dolayısıyla göremediğimiz yerlerdeki çingenelerin toplam sayısının yirmibini geçmeyeceği kanaatindeyiz. Gerçek manada bir sayım yapıldığı ve resmî istatistiklerin çıkartıldığı takdirde, verdiğimiz bu rakamların daha da aşağılara inmesi muhtemeldir.

Tam göçer çingenelerin toplam sayısı 30.000'i geçmemektedir. Buna yarı yerleşikler de ilave edildiğinde göçer çingene sayısı 100.000'e yaklaşmaktadır. Bu rakamlara göre Türkiye'de yaşayan bütün çingenelerin toplam sayısı altıyüzbine yaklaşmaktadır.

1970-1980 yılları arasında Avrupa'da takriben 4 milyon çingene olduğu hesaplanmıştır. Hindistan dışında Asya, Amerika ve dünyanın diğer yerlerindeki çingeneler ise 3-4 milyon olarak hesap edilmektedir. Böylece Hindistan hariç dünya çingenelerinin sayısı 7-8 milyon olarak tespit edilmektedir.

1988 yılındaki tahminlere göre çingenelerin ülkelere göre dağılımı ve genel sayısı şöyledir:

Yugoslavya : 650.000

Romanya : 540.000

Türkiye : 500.000

Macaristan : 500.000

İspanya : 450.000

Rusya : 370.000

Bulgaristan : 300.000

Çekoslovakya : 200.000

Fransa : 90.000

İtalya : 90.000

Yunanistan : 50.000

İngiltere : 50.000

Federal Almanya : 50.000

Arnavutluk : 50.000

Portekiz : 50.000

Hollanda : 30.000

Belçika : 14.000

İrlanda : 10.000

İsviçre : 10.000

Avusturya : 9.000

İsveç : 8.000

Finlandiya : 6.000

Norveç : 4.000

Danimarka : 3.000

Doğu Almanya : 3.000

________________________________________

Toplam 4.487.000

Bu bilgilerde de görüldüğü üzere Türkiye Çingenelerinin yaklaşık on yıl önceki sayıları beşyüzbin olarak verilmektedir. Bu rakamın çok abartılı olduğunu ortadadır. Bu bilgilerle yetinmeyip, Türkiye'yi karış karış dolaşarak ülkemizde yaşamakta olan çingenelerin sayılarını kesine yakın tespit etmeye çalıştık. İllere göre verdiğimiz sayılardan da açıkça görüldüğü üzere, Türkiye'de yerleşik çingenelerin 1998 yılındaki sayıları 500.000'e bile ulaşmamaktadır. Biz verdiğimiz bu sayıları, çingenelerin kendi ifadelerini esas alarak, ama yine de yaşadıkları bölgelerin muhtarlarına ve diğer insanlara da sorarak netleştirmeye çalıştık. Şunu açıkca ifade etmek gerekir ki, esmer vatandaşlarımızda abartılı hayatlarının gereği, sayılarını da oldukça abartılı verme eğilimi oldukça fazladır. Bu abartılı sayılara bir kaç örnek vermek istiyoruz. Manisa Akhisar'da yaşayan çingenelerin 30.000’in üzerinde olduğu söylenmişti; Akhisara gittiğimizde bunun sadece 3000 civarında olduğunu gördük. Keza Denizli'nin Sarayköy İlçesi'nde çok sayıda çingenenin bulunduğu söylenmişti; Sarayköy'e gittiğimizde sadece 500 kadar esmer vatandaşımızın olduğunu tespit ettik. Zonguldak'ta 20.000’den fazla çingenenin yaşadığı söylenmişti; bunun 6000’e bile ulaşmadığını gördük.

Çok çocuklu olmalarına rağmen bunların sayılarındaki düşüşün sebebi nedir sorusu hemen akla gelmektedir. Bizce bunun iki sebebi olabilir. Birincisi ve en makulü daha önce verilmiş olan rakamların hiç bir detaylı araştırma yapılmaksızın çok abartılı bir tahmine dayalı olmasıdır. İkinci sebebi ise, çingenelerin artık içinde yaşadıkları topluma entegre olmaya başlaması ve eski kimliğini tamamen terketmiş olmasıdır. Biz çok sayıda olmasa da, eski yaşayışlarını, dillerini, kimliklerini tamamen terkedip yeni bir hayata başlayan esmer vatandaşlarımızın varlığına şahit olduk. Özellikle Çankırı elekçilerin çok fazla olduğu sanılan bir ilimiz olmakla berarber, burada eski kimliklerini devam ettirenlerin çok az olduğu görülmektedir. Aynı şeyi pek çok ilimizde de görmek mümkündür. Dolayısıyla önceki yıllarda verilen rakamlara göre fazla bir artış olmamasının ana sebepleri bizce bunlardır.

Burada zikredilmesi gereken önemli diğer bir husus ise, Avrupa çingenelerinin yıllar öncesinden örgütlenmelerini başarmış olmalarına rağmen, ülkemizdeki çingenelerin bunu henüz gerçekleştirememiş olmasıdır. Aslında Avrupa çingenelerinin bu örgütlenişini Avrupa'nın demokratik ortamının yanısıra, oradaki çingenelere yönelik baskılar ve misyonerlik faaliyetlerine bağlamak mümkündür. Almanya'da 1903'de Schlesien'de "Güneydoğu-Avrupa Misyonu" isimli örgüt kurulmuştur. Bunu 1913'deki merkezi Zürih'de olan “İsviçreli Çingeneler” teşkilatı takip etmiştir. Avrupa'nın diğer ülkelerinde de daha sonraki zamanlarda bilhassa 1948-1983 yılları arasında pek çok farklı çingene örgütleri teşekkül etmiştir. 1955'den itibaren de çingene konferansları başlatılmıştır. Sonra Nisan 1971'de Londra'da "1.Enternasyonal Çingene Konferansı" tertip edilmiştir. Bu konferansa 14 ülkeden delegeler katılmıştır. Konferansın başkanlığını Yugoslav delegesi Slobodan Berberski yapmıştır. Konferansın ana konusunu, bilhassa Almanya’daki çingenelere yönelik ırkçı çinayetler, maruz kaldıkları insanlık dışı uygulamalar, hakaretler ve çingenelerin kullandığı kamp alanlarının kanunsuz bir şekilde yasaklanması teşkil etmiştir. Ayrıca bu konferansta Avrupa çingenelerinin genel sorunları da dile getirilmiştir. Nisan 1978'de ise Genf şehrinde "2. Dünya Çingene Konferansı", 26 ülkeden gelen 120 delegenin iştirakiyle gerçekleşmiştir. Oniki oturumdan oluşan bu konferansta dünya çingenelerinin genel sorunları tartışılmıştır. Konferans, bütün oturumların başkanlığını yapan Dr. Jan Cibula’nın “Genf Açıklaması” olarak isimlendirilen şu ifadesiyle son bulmuştur: “ Ben çingene doktorum. İnsanları fakir, zengin, beyaz ya da siyah diye ayırmaksızın iyileştiriyorum. Hiç bir ayırım yapmaksızın herkese gerekli ilaçları, bilgimi ve kalbimi veriyorum...Biz insani dünyada insani varlığımızla yaşamak istiyoruz. Biz cemiyetin (örgütün) kapısını açtık. Kapalılığı gerimizde bırakmak, eski günahlarımızı unutmak istiyoruz. Biz güneşin altında bir yer istiyoruz. Karanlık dünyamızda, çocuklarımızın iyiliği elde etmesi, kültürümüzü herkese-bizim dışımızdaki herkese sunabilmeleri için aydınlık ve hava arzuluyoruz“.

AYÇA TELIRMAK

 

Kadınların, bir başına kadınların, yoksun bırakılmışların, içine yanmışların, kabuğuna mahkûmların hikâyelerini anlatmaya yola çıkmıştık Ayça’yla. Cümlelerimiz billurlaştıkça, cesaret bulduk, o küskün, terk edilmiş, kovulmuş dokularımızdan, söz çıkarttık, şiir çıkarttık… Hayatın tüm ıskalarına yeniden nişan alır gibi… Sanki sil baştan başlar gibi…
 
Oyuncunun hayat hikayesi sahnenin örsünde şekillenir. Övüncü bir avuç alkış, bir de başını yastığa koyduğunda gözlerine oturacak huzurlu bir uykudur. Ayça sonsuzluğa gitti. Apansız, yaka kavura…
 
Kulis aralarından, kumaş kıvrımlarından, sahne karanlıklarından süzülen anılarıyla baş başayız şimdi. Onun adına, onunla birlikte.
 
Huzurla uyu Ayça Telırmak.

 
 
Reklam
 
İSTANBUL EFENDİSİ
 
İSTANBUL EFENDİSİ
Musahipzade Celal' in ünlü klasiği İ.B.B. Şehir Tiyatroları sahnelerinde...



																	
TARLA KUŞUYDU JULİET
 
TARLA KUŞUYDU JULIET
Ephraim Kishon' dan Romeo ve Jüliet üzerine eğlenceli bir fantazi.




																	
DEFTER
 
 
 
Bugün 2 ziyaretçi (31 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=