i
   
 
  ŞİİRLERİNDEN...



ithaf

ne şu boğalar, ne şu incirler tanırlar artık seni
ne atlar, ne evinin karıncaları,
ne şu çocuk, ne şu akşam
çünkü her şey senin için bitti artık.

tanımazlar artık taşlar da seni
ne vücudunu saran şu siyah saten,
sessiz hatıranı tanımazlar
çünkü her şey senin için bitti artık.

sonbahar gelmeye yine gelecek şarkılarla
salkım salkım bulutlarla boy gösterecek yine
ama hatırlamayacaklar seni
çünkü her şey senin için bitti artık.

çünkü her şey senin için bitti artık.
bütün bu dünyadan göçenler gibi
unutulan bütün ölüler gibi
sen de unutulup gideceksin.

ama benim şiirlerimde yine de
her şeyinle yaşamaya devam edeceksin.
hayata bağlılığını, büyüklüğünü, yüceliğini
ancak benim mısralarım duyuracaklar.

cev: ilhan berk
-------------------------------------------- 
ANIŞ
Ben ölünce
gömün gitarımla beni
kumlara.
 
Ben ölünce,
portakallarla
naneler arasına.
 
Ben ölünce
gömün isterseniz
rüzgâr gülüne.
 
Ölünce ben!
 
Çeviri: A. KADİR - Afşar TİMUÇİN
 
ATLININ TÜRKÜSÜ
Kurtuba
Uzakta tek başına
 
Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtuba'ya
 
Ovadan geçtim yel geçtim
Ay kırmızı at kara
Ölüm gözler yolumu
Kurtuba surlarında
 
Yola baktım ama yol uzun
Canım atım yaman atım
Etme eyleme ölüm
Varmadan Kurtuba'ya
 
Kurtuba
Uzakta tek başına
 
Melih Cevdet ANDAY - Sabahattin EYUBOĞLU
 
AYAĞI KARINCALI
Yalnız bir kadın sanmıştım önce
Oysa kocasını aldatan biri
Irmağın orda buluştuk
Gece, Santiago gecesi,
Işıklar sönüp birer birer
Yanmaya durunca ateşböcekleri.
Son birikintisinde şehrin
Dokundum uykulu memelerine
Türkülü çiçeklerin dalları gibi
Göğsü gözlerime açılıverdi.
Ve on iki hançerin bir kerede
Yırttığı ipek gibi sinirli
Hışırtısı kulaklarımda
Kolalanmış eteklerinin.
Işıksız tepeleri ağaçların
Yollar boyunca kocaman kocaman
Ve ufuk köpeklerin ufku
Irmaktan ötelere havlıyordu.
Ne varsa üstünde atlayıp geçtik
Böğürtlenler, dikenler, karaçalılar.
Saçındaki topuzun yere yatınca
Yumuşak toprakta açtığı çukur,
Ben boyunbağımı attığım zaman
Çözüşü onun da düğmelerini,
Sıra silahlı kemerime gelince
Sıyrılışı giysilerinden art arda,
Sümbüllerin mi, kurbağaların mı
Olamaz hiçbirinin böyle bir teni,
Ne de billurun ayışığında
Sunabildiği var bu ışıltıyı
Kalçaları altımda kaçışıyordu
Hani ürkmüş balıklar gibi
Bir yanı tutuşmuş, ateş çemberi
Bir yanı buza kesmiş, sepserin,
O gece dörtnala gördüm kendimi
Sedeften, küçük bir taya binmişim
Gördüm, ne dizgin ne de üzengi
At koşturuşlarımın en güzelini.
Neler anlattı sevişirken
Ama söyleyemem erkeğim ben
Hem böyle ağzı sıkı görünmemi
Aydınlık akıl da istiyor zaten.
Öpüşlere, toz toprağa bulanmış
Uzaklaştık kıyının ordan
Süsenler silahlarını ayarlıyordu
Gecenin esintilerine karşı.
Dürüst bir çingene olarak
Üstüme düşeni yaptım ben de
Koca bir dikiş sepetini
Armağan ettim ayrılırken,
Ama kuşkusuz sürekli bir aşkı
Aklımın ucuna bile getirmemiştim,
Çünkü hâlâ, evli değilim, diyordu
Kocasına bunu, bunu yapıp da
Yürüdüğümüzde ırmağa doğru.
 Çeviri: Cemal SÜREYA
 
DÖVÜLEN ÇİNGENENİN ŞARKISI
Yirmi dört şamar!
Yirmi beş şamar!
Anacığım sarar beni
gece gümüş kâğıtlara.
 
Ah, yol muhafızı,
ah, yol muhafızı,
ne olur bir yudum su!
Balıklardan, kayıklardan,
ne olursun, bir yudumcuk!
 
Ah, muhafız komutanı,
ah, muhafız komutanı,
yan gelmişsin odanda!
Hani ipek mendiller,
kurulayım yüzümü!
 

Çeviri: A. KADİR - Afşar TİMUÇİN
 
HOŞÇA KALIN
Ölürsem
Açık bırakın balkonu.
 
Çocuk portakal yer.
(Balkonumdan görürüm onu.)
 
Orakçı ekin biçer.
(Balkonumdan duyarım onu.)
 
Ölürsem
Açık bırakın balkonu!
 
 


Çeviri: A. KADİR - Afşar TİMUÇİN
 
LA SOLEÂ
Kızlar karalar giyinmiş,
düşünüyor, dünya ne kadar küçük
ve yürek ne kadar geniş.
 
Karalar giyinmiş.
 
Düşünüyor iç-çekişler, çığlıklar
nasıl da yitiyor rüzgârda.
 
Karalar giyinmiş.
 
Açık kalmış balkonundan
şafak vakti,
gökle dolmuş içeri.
 
Ay! Ah!
Giyinmiş, ya, karalar giyinmiş !
 
 


Çeviri: Sabri ALTINEL
 
ÖLÜ ÇOCUĞA GAZEL
Her akşam üzeri bir çocuk ölür,
her akşam üzeri Granada'da.
Her akşamüzeri yerleşir de su
dostlarıyla konuşur baş başa.
 
Yosundan kanatları var ölülerin.
Bulutlu yel ve duru yel yan yana
süzülen iki sülündür kuleler üstünde,
gündüzse yaralı bir oğlan.
 
Havada kalmazdı tek kırlangıç gölgesi
şarap mağarasında rastlayınca ben sana,
tek bulut kırıntısı kalmazdı yerde
sen ırmakta boğulup gittiğin zaman.
 
Yuvarladı vadi köpeklerle süsenlerini
bir su devi yıkılınca dağlara.
Gövden, ellerimin mor gölgesinde,
bir soğuk meleğiyle, kıyıda cansız yatan.
 


SEVİLLA NİNNİSİ
Deniz nedir bilmiyor
bu küçük kaplumbağa;
onu çingene doğurmuş,
atıvermiş sokağa.
Ya! denizi yok,
yo! denizi yok; 
denizi yok,
salıvermişler sokağa.
 
Bu minnacık oğlanın
beşiği yok;
babacığı marangoz,
yapıverir bir tane.
 
 

Çeviri:
Sait MADEN
 
SEZİLMEMİŞ AŞKA GAZEL
Karnındaki karanlık manolyanın
Kimseler anlamadı kokusunu.
Acıttığını kimseler bilemedi
Dişlerinle sıktığın o aşk kurşunu.
 
Binlerce Acem tayı uykuya yattı
Alnının ay vurmuş alanında,
O senin kar düşmanı göğsünü
Kucaklarken dört gece kollarımla.
 
Bakışın, tohumların solgun dalıydı
Alçılar,yaseminler arasından,
Aradım vermek için yüreğimde
O fildişi mektupları her zaman diyen,
 
Her zaman: acımın bahçesi benim
Gövden her zaman, her zaman şaşırtıcı
Damarlarının kanıyla dolu ağzım,
Ağzın ölümüm için söndürdü ışığını.
 
 

Çeviri:
Ülkü TAMER
 
SU KIYISINDA İKİ GEMİCİ
I
Bir balık vardı kalbinde;
Çin denizlerinden getirmiş;
Ufacık, gelir geçerdi bazen
Gözlerinin içinden.
Gemici idi ama unutmuştu
Meyhaneleri, portakalları;
Gözleri suda.
 
 
II
Ötekinin sabun vardı dilinde;
Yıkadı sözlerini, sustu
Dünya dümdüz, deniz dalga dalga;
Yüzlerce yıldız ve gemisi;
Çeşmeler görmüştü Roma'da
Ve yanık yüzler Küba'da
Gözleri suda.
 
 


 Çeviri: Sabahattin EYUBOĞLU
 
ÜÇ NEHİR ÜSTÜNE KÜÇÜK BALAD
Akar Guadalkuivir
Portakal ve zeytin bahçelerinin gölgesinde
Senin iki nehrin Granada
Düşer karlardan, vadilere
 
Ah sevda
Geri gelmez bir daha
 
Guadalkuivir kıvrımlarında
Yanar tutuşur nar çiçekleri
Akar nehirlerin Granada
Bir kanla, gözyaşıyla öteki
 
Ah sevda
Karıştı rüzgâra
 
Sevilla'da zarif
Yollar açılmıştır yelkenlilere
Senin nehirlerinde Granada
İniltilerdir yüzen sade
 
Ah sevda
Geri gelmez bir daha
 
Guadalkuivir… Çan kulesi
Ve rüzgâr, limon bahçesinde.
Dauro, Genil, ölü kilisecikler
Nehirlerin denize kavuştuğu yerde
 
Ah sevda
Karıştı rüzgâra
 
Sular taşıyıp götürürler mi
Çürüyen acının ateşlerini?
 
Ah sevda
Geri gelmez bir daha
 
Endülüs, portakal çiçeği alır
Ve zeytin dalları, denizlere
 
Ah sevda
Karıştı rüzgâra




Çeviri:
Ataol BEHRAMOĞLU

AYÇA TELIRMAK

 

Kadınların, bir başına kadınların, yoksun bırakılmışların, içine yanmışların, kabuğuna mahkûmların hikâyelerini anlatmaya yola çıkmıştık Ayça’yla. Cümlelerimiz billurlaştıkça, cesaret bulduk, o küskün, terk edilmiş, kovulmuş dokularımızdan, söz çıkarttık, şiir çıkarttık… Hayatın tüm ıskalarına yeniden nişan alır gibi… Sanki sil baştan başlar gibi…
 
Oyuncunun hayat hikayesi sahnenin örsünde şekillenir. Övüncü bir avuç alkış, bir de başını yastığa koyduğunda gözlerine oturacak huzurlu bir uykudur. Ayça sonsuzluğa gitti. Apansız, yaka kavura…
 
Kulis aralarından, kumaş kıvrımlarından, sahne karanlıklarından süzülen anılarıyla baş başayız şimdi. Onun adına, onunla birlikte.
 
Huzurla uyu Ayça Telırmak.

 
 
Reklam
 
İSTANBUL EFENDİSİ
 
İSTANBUL EFENDİSİ
Musahipzade Celal' in ünlü klasiği İ.B.B. Şehir Tiyatroları sahnelerinde...



																	
TARLA KUŞUYDU JULİET
 
TARLA KUŞUYDU JULIET
Ephraim Kishon' dan Romeo ve Jüliet üzerine eğlenceli bir fantazi.




																	
DEFTER
 
 
 
Bugün 1 ziyaretçi (41 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=