i
   
 
  ÇİNGENE KİTABI
Çingeneler Kitaplaştı

Türkiye toplumsal yapısının en renkli kesimini oluşturan Çingeneler üzerine yapılan ilk bilimsel çalışma Kültür Bakanlığı tarafından kitap olarak yayınlandı.

 Doç. Dr. Rafet Özkan’ın kaleme aldığı kitapta,, kökenleri Hindistan’a kadar uzanan Çingenelerin kimlikleri, sosyokültürel özellikleri, inanışları, gelenekleri, bayram ve gelenekleri her yönüyle ele alınıyor.

Çingeneler üzerine ülkemizde yapılan “ilk bilimsel araştırma” olduğu belirtilen çalışma, Kültür Bakanlığı tarafından “Türkiye Çingeneleri” adı altında kitap olarak yayınlandı. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Rafet Özkan’ın kaleme aldığı kitapta, yüzlerce yıldır aramızda yaşayan, ancak, gerek adlandırma gerek tanımlamadaki güçlükler nedeniyle kültürel kimlikleri çoğu kez göz ardı edildiğinden şu ana kadar haklarında kapsamlı bilimsel çalışma yapılmayan çingenelerin, bu araştırmada kimlikleri, sosyokültürel özellikleri, inanışları, mitolojileri, bayram ve kutlamaları her yönüyle ele alınmış. Çingenelerin köklerinin Hindistan’dan geldiği belirtilen kitapta, çingenelerin gelenek ve göreneklerine çok bağlı oldukları ve tüm dünyaya yayılmış olmalarına karşın, yaşadıkları her yerde dışlanan, horlanan marjinal bir grup olmaktan kurtulamadıkları; ayrıca tarihin birçok döneminde katliamlara uğradıkları anlatılıyor.
       Kitapta, genel çingene tipi “orta boy, çevik yapılı, iri ve koyu siyah bazen ela ve mavi gözlü, kalın ve uzun kirpikli ve erkekleri pala bıyıklı, ağızları ince ve zarif, dişleri beyaz ve düzgün, çeneleri yuvarlak” olarak tanımlanıyor; alın ve şakaklarının dar, kafa taslarının küçük, saçları kıvırcık ve siyah olarak betimleniyor. Gençlerin düzgün fiziki yapılı olduğu, orta yaşın üzerindeki kadınların ise geniş kalçalı ve şişman oldukları kaydediliyor.
ÇİNGENE VARLIĞI VE ADLANDIRILIŞLARI
       Türkiye’nin birçok yöresinde yaşayan çingenelerin, çoğunlukta bulunduğu yerlerin başında Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinin geldiği, bunu Karadeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin izlediği belirtiliyor. Dünya’da 4.5 milyon çingenenin bulunduğu; ülkemizdeki toplam çingene nüfusunun 403 bine ulaştığı, yerleşik düzene geçmeksizin tamamen göçebe yaşamı süren çingenelerin sayısının ise 20 bin olduğu bildiriliyor. Türkiye’nin çeşitli yörelerinde çingenelerin değişik şekillerde adlandırıldığını kaydedilerek, Erzurum, Artvin, Bayburt, Erzincan ve Sivas’ta “poşa”, Van, Hakkari, Mardin ve Siirt’te “mutrib”, İç Anadolu’da “elekçi”, “Akdeniz Bölgesi’nde “arabacı”, Ankara’da yerli halk tarafından çingenelerin “teber” şeklinde anıldığını, Adana’da “cono”, Trakya yöresinde “Roman”, Bulgaristan’dan gelerek Kayseri, Adana, Osmaniye, Sakarya ve Çorum illerine yerleşen çingenelere “Haymantos” denildiği belirtiliyor. Resmi dilde de çingenelere genellikle “esmer vatandaş” denildiği kaydediliyor.
       
       
ÇİNGENELERİN AİLE YAPISI
       Çingene yaşamının merkezinin aile olduğuna işaret edilerek, ailenin yaşam okulu olarak kabul edildiği, ayrıca çocuksuz aileler mutsuz sayılmakta ve çocuksuzluğun boşanma nedeni olduğu dile getiriliyor. Çingene aile yapısının, geniş aile karakterli olduğu kaydedilerek, çingene aileleri için çocukların yaşamın özü, hedefi ve merkezi olduğu belirtiliyor. Ülkemizdeki esmer vatandaşların çok çocuklu aile yapısını devam ettirdikleri anlatılarak, kadınların çingene ailelerinin ekonomik koruyucusu olduğu, ev işlerinin yanı sıra aile geçimini temin etmekte önemli bir rol oynadıklarına işaret ediliyor. Kadınların, bohçacılık, gündelikçilik, temizlikçilik, dilencilik, falcılık, büyücülük ve çiçekçilik yaparak ev ekonomisinin yükünü önemli ölçüde üzerinde taşıdıkları kaydediliyor. Ailede en büyük otorite baba olurken, genellikle ağır işler kadınlara düşüyor; erkeklerin kahvehane veya çadırlarda vakit geçirdikleri anlatılıyor ve yaşlılara büyük değer verildiği belirtiliyor.
       
       
YAŞAM BİÇİMLERİ
       Güçlü gelenek, katı batıl inançları bulunan çingenelerin, yerleşik yaşama geçtiklerinde, genellikle şehirlerin varoşlarında yaşadıkları anlatılıyor. Göçebe çingenelerin, yerleşik çingenelere oranla daha zengin olduğuna dikkat çekilen kitapta, bunların yerleşik yaşama geçmeyi reddettikleri, göçün onlar için büyük önemi bulunduğu belirtilerek, hatta “altın kafese koysalar göç etmeden duramayacaklarını, bunun onların yaşamının vazgeçilmez bir parçası olduğunu” dile getirdikleri kaydediliyor. Çingenelerin, gösterişi, olduğundan zengin ve büyük görünmeyi seven bir yapıya sahip oldukları ve teknolojik yenilikleri izledikleri belirtiliyor. Çingene topluluklarını çeribaşlarının yönettiği ve giysileri ve davranışlarıyla ötekilerden ayrılan çeribaşlarının otoritesinin alametinin ise gümüş elma tasvirli, yuvarlak topuzlu gümüş baston olduğuna işaret ediliyor. Çeribaşlarının, belirlenen birkaç kişi tarafından oy birliği ile seçildiği ve seçilen kişinin istediği kadar veya ölene kadar bu görevi yaptığı anlatılıyor.
       
       
MÜZİK VE DANS
       Müzik, çingene yaşamının ayrılmaz bir parçası. Dünyada çingeneler üzerine araştırma yapan bilim adamlarının genel kanısının dünyadaki hiçbir etnik grubun çingeneler kadar müzik zevki ve yeteneğinin olmadığı doğrultusunda oluştuğu belirtilerek, müziği sanat için değil, geçim için yapıldığı kaydediliyor. Çingenelerin eğlenceye ve oyuna düşkün özellikleriyle dinleyicileri eğlendirirken, kendileri de aynı oranda eğlendiklerine işaret edilerek, günümüzde çingenelerin çaldıkları müzik aletlerinin, keman, cümbüş, kanun, klarnet, darbuka ve ud olduğu anlatılıyor. Davul ve zurnanın da çingene müziğinde hala önemli bir yer tuttuğuna işaret ediliyor. Türkiye’de çingenelerin özellikle gençlerin sevdiği müzik türü başında arabeskin geldiği, en çok sevdikleri sanatçıların ise Kibariye, Sibel Can, Müslim Gürses, Güllü ve Adnan Şenses olduğu belirtiliyor. Türkiye çingenelerinin, dans ve dansözlükte kendilerini kabul ettirdiklerine dikkat çekilerek, dansözlüğün çingene kızlarının severek icra ettikleri önemli mesleklerden biri olduğu anlatılıyor.
       
       
ÇİNGENE DİLİ
        “Romani” ya da “Romanes” denilen çingene dilinin, bilim adamlarına göre, Hint-Avrupai dil grubuna ait olduğu anlatılarak, ülkemizdeki çingenelerin kullandıkları dile ilişkin şu örnekler veriliyor: Ben (mesiyom), sen (tusiyan), baba (dad-modad), anne (mıday), oğlan (çav), kız (çay), kadın (romani-gacı), koca (rom), dede (papos), amca (mocak), abla (peral), ölü (mulo), el (vas), ayak (puro), kafa (şoro), ağız (muy), tavuk (takni-kahni), hindi (piyka), ayakkabı (çirak), elbise (hurmada), ceket (abas), ağaç (kaş), araba (ordon), ekmek (mara-maro), et (mas), su (bay), evlenme (kampiçayul)
       
       
GİYİM-KUŞAM
       Çingeneleri, öteki insanlardan ayıran en önemli özelliklerinin başında giysilerinin geldiği, özellikle kadın giysilerinde canlı renklerin tercih edildiği belirtiliyor. Giysilerinde, çingene pembesi denilen renge daha fazla ağırlık verdiklerini, kırmızı rengin ise çingene yaşamında önemli bir yeri olduğu anlatılıyor. Kırmızı rengi çingenelerin uğurlu saydıkları, yeşil rengin ise çingeneliğin göstergesi olarak kabul edildiği belirtiliyor.
       
       
YEME-İÇME
       Çingenelerin kanaatkar oldukları; gıda stoku yapma alışkanlıkları bulunmadığı ve hazırda ne varsa onu yedikleri anlatılıyor. Çingenelerin çok konuksever oldukları ve son lokmalarını konuklarıyla paylaştıklarına kitapta yer veriliyor. Çingenelerin içeceklerinin başındaki alkol geldiği, alkol kullanmayan çingenenin, adam bile sayılmadığına dikkat çekiliyor. Düğünlerde, bayramlarda ve her türlü eğlencelerde su gibi alkol tüketildiği, çingenelerin büyük çoğunluğunun günlük kazançlarıyla ilk önce içki aldıkları anlatılıyor. Çingenelerin en çok rakıyı tercih ettikleri belirtilerek, günlük kazançlarının rakıya yetmemesi durumunda bira veya ucuz şarap içtikleri dile getiriliyor. Çingeneler arasında içki kullanımı gibi zevk veren esrar, eroin, hap gibi uyuşturucular ile tütün kullanımının da görüldüğü anlatılıyor.
FALCILIK VE BÜYÜCÜLÜK
       
       Fal bakma ve baktırmanın çingene yaşamında çok önemli bir yer tuttuğu, genellikle bakla, kahve falı baktıkları; fal bakmayı bütün dünya çingenelerinde olduğu gibi sadece kadınların yerine getirdiği anlatılıyor. Fal gibi büyücülüğün de çingenelerin önemli özelliklerinden birisi olduğu, pek çok hayvan ve organından büyü yaptıkları kaydedilerek, tavşan yağının sevgi konularında büyük önemi olduğu ve başarılı olmada etkisine inanıldığı kaydedilerek, çingenelerin kağıt oyunlarında başarılı olmak için, oyun boyunca sol kollarının altında yarasa kalbi taşıdıkları anlatılıyor.
       
       
ÇİNGENE MESLEKLERİ
       Geleneksel çingene meslekleri ise demircilik, nalbantlık, bakırcılık, kalaycılık, sepetçilik, elekçilik, altın arayıcılığı, seyislik, şifacılık, falcılık, ayı oynatıcılığı, akrobatlık, müzisyenlik, çengilik, bohçacılık, gemi yapımcılığı, oymacılık, madencilik, kahinlik ve dilencilik şeklinde sıralanıyor.
       
       
HUKUK SİSTEMLERİ
       Çingenelerin, “Kris Romani” dedikleri bir hukuk sistemleri bulunduğu; “kris”in çingenelerin kolektif bilgi ve toplumsal bilinci niteliğinde bir mahkeme olduğu kaydedilerek, mahkemenin farklı aile mensuplarından 4 ile 6 erkekten oluştuğu anlatılıyor.
       
       
GELENEKLERİ
       Grup içi evlilik sayesinde yüzyıllardır geleneklerini sürdüren çingenelerde evlilik yaşı kızlarda 13-17, erkeklerde ise 15-19 arasında değişiyor. Evlilikler, satın alma, değişme ve kaçırma suretiyle yapılıyor. Çok evliliğin serbest olduğu çingenelerde boşanmak da çok kolay. Özellikle göçer çingenelerde koca, karısını kayınpederinin çadırının önüne koymasıyla gerçekleştiği belirtiliyor. Düğünler ise 3 gün sürüyor.
       Hamile kadınların pis olarak kabul edildiği çingenelerde, yine doğan çocuğun başına kırmızı takke konulduğu, koluna kırmızı yün sarıldığı ve aynı renkte muska takıldığı belirtiliyor. Müzisyenlikle uğraşan çingene gruplarında, kız çocuğu dünyaya geldiğinde kulaklarının dibine 4 tane zil konulduğu ve bunun büyüyünce çengi olmasının arzu edildiğinin göstergesi olduğu anlatılıyor. Çingeneler, çocuklarına genellikle Doğan, Şahin, Salih, İsmail, Ramazan, Bayram, Güllü, Kezban ve Kibariye adları koyuyorlar.
       
       
BATIL İNANIŞLARI
       “Yüce varlık ve karşıt güç, ana tanrıçalar” inanışı bulunduğu bildirilen çingenelerin ilginç batıl inanışlarından bazıları ise şöyle: “Karanlıkta dışarıya çıkmaktan korkan çingenelerin, cin çarpması veya vampirlere yem olma korkusu bulunmuyor. Çingene inanışına göre, kötü insanlar 6 hafta cehennemde yanmak zorunda. Çingenelerde başkasının saçını okşama durumunda, okşanandaki gücün okşayana geçeceğine inanılıyor. Mendil pis olarak kabul edilerek, diğer çamaşırlarla yıkanmıyor, ayakkabı ve çizme de pis olarak kabul ediliyor. Çingenenin birine bot veya ayakkabıyla vurulması en büyük hakaret olarak algılanıyor. Sabah sol ayağı ile yataktan kalkan kişinin kavga etmeyeceğine inanılırken, çingene kızları güzel kalmak için mayıs ayında güneş doğarken kalkıp şebnem ile yüzlerini yıkıyorlar. Gece aynaya bakan genç kızın gurbete gelin gideceğine de inanılıyor.
       
       
ESMER VATANDAŞIN YARATILIŞI
       Çingene mitolojisine göre esmer tenli yaratılışlarının nedeni ise şöyle: “Tanrı yeryüzünde yaşayacak olan insan mahlukunu yaratma işini bitirdiğinde, O, biraz da cennet balçığı aldı. O balçığı biçimlendirerek, kızartmaya karar verdi. Fakat Tanrı, kendi eserini fırından biraz erken çıkarmıştı. Pişirme tonu kabaydı ve netice beyaz adamdı. Tanrı Devel, daha iyisini yapabilme umuduyla ikinci kez bir deneme yaptı. Fakat, bu defa da balçığı fırında uzun süre bıraktı ve netice siyah adamdı. Nihayet Tanrı Devel, üçüncü denemede istediğine ulaştı. Uzun bekleyişten sonra esmer adam ‘rom’un yaratılışı gerçekleşti.
       
       
ZİYARET YERLERİ VE BAYRAMLARI
       
       Çingenelerin bulundukların yerlerde ziyaret ettikleri yerler ise şöyle: Artvin Yusufeli’nde “Hafız Paşa’nın Kabri”, İstanbul Kasımpaşa’da “Cüro Baba Türbesi”, Sulukule’de “Evliya Etem Baba”, Çınardibi’nde “Toklu Dede”, Küçükmustafapaşa’da “Cibali Hazretleri”, Tokmaktepe’de “Kandilli Hoca”, Bursa’da “Göbek Atan Dede veya Lekçi Dede”, Çanakkale’de “Kesikbaş Dede”, Akhisar’da “Karaköy Dedesi.” Çingene bayramları ise mayısta kutladıkları “Kakava Bayramı”, 14 Mart’ta kutladıkları Humbara Bayramı olduğu kaydediliyor.

AYÇA TELIRMAK

 

Kadınların, bir başına kadınların, yoksun bırakılmışların, içine yanmışların, kabuğuna mahkûmların hikâyelerini anlatmaya yola çıkmıştık Ayça’yla. Cümlelerimiz billurlaştıkça, cesaret bulduk, o küskün, terk edilmiş, kovulmuş dokularımızdan, söz çıkarttık, şiir çıkarttık… Hayatın tüm ıskalarına yeniden nişan alır gibi… Sanki sil baştan başlar gibi…
 
Oyuncunun hayat hikayesi sahnenin örsünde şekillenir. Övüncü bir avuç alkış, bir de başını yastığa koyduğunda gözlerine oturacak huzurlu bir uykudur. Ayça sonsuzluğa gitti. Apansız, yaka kavura…
 
Kulis aralarından, kumaş kıvrımlarından, sahne karanlıklarından süzülen anılarıyla baş başayız şimdi. Onun adına, onunla birlikte.
 
Huzurla uyu Ayça Telırmak.

 
 
Reklam
 
İSTANBUL EFENDİSİ
 
İSTANBUL EFENDİSİ
Musahipzade Celal' in ünlü klasiği İ.B.B. Şehir Tiyatroları sahnelerinde...



																	
TARLA KUŞUYDU JULİET
 
TARLA KUŞUYDU JULIET
Ephraim Kishon' dan Romeo ve Jüliet üzerine eğlenceli bir fantazi.




																	
DEFTER
 
 
 
Bugün 1 ziyaretçi (19 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=